| | Üretsiz Blog oluştur

AYASOFYA’nın sırlarına daldılar

Ayasofya’nın altındaki yaklaşık 1700 yıllık sırların, efsanelerin peşine düşen belgeselci Göksel Gülensoy, iki dalgıç ve dört mağaracıyla bugüne kadar girilmemiş mekânlara ulaştı. Dalgıçlar, sarnıçların Yerebatan ve Topkapı Sarayı’yla bağlantılarını araştırdı. Mağaracılar Tekfur Sarayı’ndan, Adalar’a uzandığı rivayet edilen gizli geçitleri bulmaya çalıştı. Çekimine 1998’de başlanan belgesel, bütçe, resmi izinler ve müzede sürdürülen restorasyon çalışmasının çıkardığı engeller nedeniyle ancak tamamlanabildi. 50 dakikalık “Ayasofya’nın Derinliklerinde”, sonbahardan itibaren uluslararası yarışmalara katılacak.ayas Dev kubbenin altında, ana salonun zeminine gömülü sarnıç kapaklarından önce girişe yakın olanı açıldı.

Çevresindeki betona bakılırsa, uzun zamandır kullanılmamıştı. Ayasofya Yıllıkları, 1945’te zemindeki suyun boşaltılıp araştırma yapılmasına karar verildiğini, ancak sarnıçlardaki suyun azalmadığını, motorun yanmasıyla bu işten vazgeçildiğini yazıyordu. Yani, kapaklar 64 yıl sonra ilk kez açılıyor, tarihte ilk kez zemine bir dalgıç iniyordu. Saat sabahın 9.30’uydu, su sıcaklığı aralık ayının da etkisiyle 6 dereceye düşmüştü. Sarnıca kameraman Engin Aygün ve ardından fotoğrafçı Ozan Çokdeğer indi. Bir hafta önceki ön keşif çalışmasında, ucuna ip bağladıkları kamerayı suya sarkıtmış, geçide benzer bölgeler görmüşlerdi. Kapak, dalgıç tüpünün geçemeyeceği kadar dardı. Bu nedenle, 50 metrelik hortum hazırlanmıştı. Geçitler binanın derinlerine uzanıyorsa, dalgıçlar burada nargile sistemiyle hortumdan soluk alarak ilerleyecekti.

İlk kapağın altındaki sarnıç 12 metre derinlikteydi. Ozan Çokdeğer, dibe yaklaştığında kürek sapını andıran, ağacın damarlarını bile görebileceği kadar iyi korunmuş iki kalın sopaya rastladı. Dokunduğu anda toza dönüştüler. Ardından bir kova çıktı karşısına. O da dokunur dokunmaz tuz buz oldu. Bunların dışında bir hayvan iskeleti vardı zeminde. Yaklaşık 50 dakika sarnıç duvarlarını inceleyip, su üstüne çıktı.

HEYECAN YARATAN FOTOĞRAF

Araştırma ekibinin dalış için sadece bir günlük, yani 8 saatlik çalışma izni vardı. Hızla, kubbenin merkezine daha yakın olan ikinci kapağa yöneldiler. Müzenin eski müdürlerinden Erdem Yücel, yönetmen Göksel Gülensoy’a yıllar önce eski bir fotoğraf göstermiş, bunun Ayasofya’nın temellerinde çekildiğini söylemişti. Fotoğrafta, Yerebatan Sarnıcı’nı andıran suyla dolu bir mekânda bot içindeki araştırmacılar görülüyordu. Sismik araştırmalar da büyük salonun altının boş olduğunu göstermişti. Ön inceleme sırasında ikinci sarnıca kamera sarkıtan ekip, kapağın iki metre altında, binanın merkezine ve çıkış kapısına uzanan iki geçit saptayınca heyecanlanmıştı. Bu geçitler Yerebatan’dan, Topkapı’ya kadar uzanabilirdi.

KUTSAL SU MATARALARI

Dalış amiri Levent Karataş ve acil durum dalgıcı Kenan Ergüç, kameraman ve ardından fotoğrafçıyı iple ikinci sarnıca indirdi. Önce dibe kadar indiler. Balçıkla kaplı zemin aşağılara doğru gidiyordu. Sanki, çöküntüyle kapanmıştı. Dizlerine kadar balçığa batan Çokdeğer’in ilk gözüne çarpan, 1917 tarihli 10 civarında asker matarasıydı. İşgal yıllarında kutsal sudan almak isteyen İngiliz askerleri düşürmüştü bunları. Ardından Ayasofya’yı aydınlatan dev avizelerdeki kandillerin camları çıktı. Biraz daha karıştırınca, eline bir zincir geldi. Ucunu çektiğinde, iki halkayla karşılaştı. Prangalı bir tutsağın hayatı muhtemelen burada sona ermişti. Bu düşünceyle ürperen Çokdeğer’in, gittikçe bulanan suda en son gördüğü vitray benzeri, 7 renkli bir camdı. Bulduğu objelerden birkaçını daha net görüntülenmesi amacıyla sarnıç dışında bekleyenlere iletti. Bunlar daha sonra tekrar suya atıldı. Taş örülü duvardaki, kapatılmış geçitleri de inceleyen, görüntüleyen iki dalgıç yaklaşık 50 dakika sonra sarnıçtan çıktı. Doğruca bahçedeki seyyar röntgen aracına gidip, film çektirdi. Yönetmen Gülensoy’un talebi üzerine, Sağlık Bakanlığı’nca görevlendirilen aracın personeli, dalgıçların vücudunda herhangi bir yabancı cisim bulunmadığına dair rapor tuttu. Bakanlık bulguların yerinde bırakılması, yapıda iz bırakacak herhangi bir değişiklik yapılmaması koşuluyla çekim izni vermişti. Bu nedenle kapalı geçitler de zorlanmamıştı.
Ayasofya’nın ana salonundan girilen tünellerdeki araştırma ve görüntüleme çalışmasını ise Yaman Özakın yönetimindeki Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği (BUMAD) üstlenmişti. Dört tecrübeli mağaracının, dalgıçlar gibi, araştırma ve çekim için 8 saati vardı.

YERALTINDA 283 METRE

Kasklarına profesyonel kameralar yerleştirilmişti. Önce İGDAŞ ekibi geçidin girişinde zehirli gaz ölçümü yaptı. Tehlike yoktu. Ardından dört kişilik ekibe gaz dedektörleri verildi. Aşağıya sarkıtılan mağaracılara Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun da katıldı. İlk ayak bastıkları salon koridor gibi uzundu, sütunlarla güçlendirilmişti. Buradan Sultanahmet Meydanı ve Topkapı Sarayı yönüne, yaklaşık 70 santim yüksekliğinde, taş örülü iki tünel uzanıyordu. 5. yüzyıldaki güçlü Bizans İmparatoru II. Teodosios’un halka görünmeden Ayasofya’dan Tekfur Sarayı ve Hipodrom’a geçtiği tünel bu olmalıydı. Mağaracılar iki ekibe ayrılıp, zıt yöndeki tünellere girdi. Tuğladan kemerlerle güçlendirilmiş tüneller 50 metre sonra ikiye ayrılıyor, bir kolları kubbenin altına doğru ilerliyordu. Bu uçlar kapanmıştı. Yaman Özakın ve Emrah Çoraman, lazer yardımıyla ölçüm yaptı, kroki çıkardı. Pelin Kurt ve Aydın Menderes, Topkapı Sarayı yönünde ilerlemeyi sürdürdü. Menderes, önce 25 santim yüksekliğindeki bir tünelden sürünerek, ilerledi. Taşların arasından, ışığın sızdığı bir noktaya rastlayınca kalem kamerasını buradan dışarı çıkardı. Avluya ulaşmıştı. Geri döndü, bu kez daha dar bir başka bölümden sürünerek geçip, iki metre yüksekliğinde, yaklaşık beşer metrekarelik iki odaya ulaştı. Çevrede kemikler, testi kırıkları vardı. Kaynaklara göre Ayasofya’ya 13. yüzyıla kadar sadece bir kişi gömülmüştü: Çocuk Aziz Antinegenos. 200 yıl sonra ise Patrik Athanasius defnedilmişti. Muhtemelen ulaşılan oda bu iki kişinin mezarıydı. Ve Ayasofya zeminindeki 283 metrelik tünellerdeki keşif turunun en heyecan verici bulgusu bu odaydı.

Aynalı Çarşı ilgisizlikten şikayetçi

aynali Çanakkale'de, türkülere konu olan tarihi Aynalı Çarşı'nın esnafı, yerli ve yabancı turistlerin ilgisizliğinden şikayetçi.
Kentin simgelerinden biri olan ve içerisinde hediyelik eşya satılan elli iş yerinin bulunduğu Aynalı Çarşı'da esnaf, yerli ve yabancı turistlerin ilgisinin giderek azalmasından ve bu nedenle de satışların düşmesinden dert yanıyor. İş yapamadıklarını ifade eden esnaf, kiralarını dahi ödeyemez duruma gelmekten yakınıyor.

1970 yılından beri çarşıda esnaflık yapan Ali İhsan Kasım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eskiden çarşının, Çanakkale'ye gelen yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edildiğini ve çok büyük ilgi gördüğünü belirtti.

Aynalı Çarşı'nın zamanla eski çekiciliğini kaybetmeye başladığını dile getiren Kasım, ''Çarşıya gelen turistlerin çoğunluğu, hiçbir alışveriş yapmadan çıkıp gidiyor. Bunda küresel krizin de etkisi var. Ama bunun yanı sıra bölgeye gelen turist kafilelerinin, özellikle Trakya ve İstanbul güzergahından gelen insanların, sadece Gelibolu Yarımadası'nda gezdirilmesi ve konaklatılmasının çok büyük payı var'' dedi.

''GÖRSEL MATERYALLERİN TANITIMI ŞART''

Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürü Şinası Haznedar da Aynalı Çarşı esnafının şikayetini haklı bulduğunu söyledi.

Kentin bir transit geçiş noktası olduğunu anlatan Haznedar, Çanakkale'nin gel-geç noktası karakterini aşma çabası içinde olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:

''İstanbul'dan yola çıkan tatilciler için Çanakkale değil de, İzmir, Ayvalık, Marmaris ve Bodrum gibi bölgeler hedef olduğu için, yöreye gelen turistler feribotla Çanakkale'ye geçerek buradan otoban üzerinden geçip gidiyorlar. Bu haklı şikayeti bertaraf edecek çalışmalar da sadece profesyonel kültür turizm bürokratlarının değil, hepimizin görevidir. O turisti Çanakkale'de konaklatacak ve ilgisini çekecek birtakım şehir özelliklerine, görsel materyallere sahip olması lazım.

Mesela nasıl İstanbul'a gelen Kız Kulesi ve Sultanahmet'i, Paris'e giden Eyfel Kulesi'ni, bu kentlerin simgeleri olan görsel materyalleri görmeden gitmiyorlarsa, Çanakkale'nin de böyle bir simgeye ihtiyacı var. Çanakkale'de bunlar fazlasıyla mevcut, ama Türkiye ve yurt dışındaki toplumların bilincine çok da çıkarılmış, onların farkındalığına çok da sunulmuş unsurlar değil. Bunları arttırmalıyız ki insanlar Çanakkale'de de bunlar varmış, bir gece Çanakkale'de geceleyelim de öyle gidelim diyebilsin.''

AYNALI ÇARŞI

Çarşının yapılışı ile ilgili, ''1889 yılında II. Abdülhamid'in padişahlığı zamanında Çanakkale'nin önde gelen Yahudi ailelerinden İlya Halyo tarafından inşa ettirildiği'' ve ''Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde çarşıdan söz ettiği'' görüşleri bulunuyor.

Çanakkale Savaşları sırasında bir bombardıman sonrası çıkan yangın sonucu tahrip olan çarşı, 1918-1921 yılları arasında İngiltere'nin Çanakkale'yi işgali sırasında ise İngilizler tarafından ahır olarak kullanıldı.

Aynalı Çarşı, 1994 yılından sonra yapılan çalışmayla yeniden kullanılır hale getirilerek, bugünkü halini aldı.

Kaynaklarda, çarşıda eskiden atlar için koşum ve süs eşyası yapan dükkanlar bulunduğu, bu dükkanlarda ''Ayna'' denilen ''At gözlükleri'' satıldığı için bir tür benzetme olarak ''Aynalı Çarşı'' isminin kullanıldığı belirtiliyor.

İndirimden 100 li­ra­ya ne ala­lım?

Hesaplı alışveriş için zaman daraldı, kaçırmayın! Son indirimlerden pek çok ürün alabilirsiniz. İşte birkaç öneri

indir - Marks&Spencer’da yüzde 50’ye varan indirimin yanı sıra tüm indirimli ürünlerde ikinci ürüne ekstra yüzde 50 indirim uygulanıyor. Özellikle büyük beden mayo bulmakta zorlananlar mutlaka göz gezdirmeli.

- C&A hesaplı alışverişin en başta gelen adreslerinden. İstinyePark, Cevahir, Palladium ve Antares mağazalarında İstanbul tişörtleri koleksiyonu sergileniyor. Kız Kulesi’ni, Galata Kulesi’ni göğsünde taşımak isteyenlere... Fiyatı 15 TL. İndirimli ürünlere de mutlaka bakınız!

- “Elbise almam lazım” diyenlerdenseniz, Defacto’da hesaplı pek çok model bulabilirsiniz. Üstelik hem plajda giyebilirsiniz, hem de şehirde...

- Collezione’de yüzde 60’lara varan yaz indirimi devam ediyor. Erkek tişörtleri 7.99, bayan polo tişört 9.99, bayan gömlek 14.99 TL. Bir de rengarenk bayan boxer’ları var ki çok eğlenceli! Fiyatı 9.99 TL.

- Flo’da bin beş yüzün üzerinde çanta, ayakkabı ve aksesuar seçeneği olduğunu biliyor muydunuz? Şimdi de tüm ürünlerde yüzde 50’ye varan indirim söz konusu. Babetler, sandaletler ve dolgu topuklu modeller 29.95-44.95 TL. arasında. Converse ayakkabılar ise 79.95 TL. 

- Ayakkabı Dünyası’nda da indirim yüzde 50’yi aşıyor. İşte Ayakkabı Dünyası’ndaki hesaplı seçeneklerden bazıları: Nike çocuk ayakkabısı 37 TL, Puma ayakkabı 56 TL, Rebecca babet 29.90 TL.

- Hala bir portföy çantanız yoksa Assortie’de yüzde 70’e varan indirimden yararlanabilirsiniz. Ayrıca çanta, cüzdan, şapka, fular gibi birçok aksesuar seçeneği olduğunu da ekleyelim.

- United Colors of Benetton’da indirim oranı yüzde 50. Benetton’un genç, rengarenk tarzını beğenenler için...

- Çift Geyik Karaca’da yüzde 50’ye varan indirim, triko sevenleri mutlu edecek! Trikolar 24.95, pantolon ve gömlekler 29.95, takım elbiseler 109.90 TL’den başlıyor.

- Bir yeni haber: Ev ve banyo ürünleriyle tanınan Chakra, Bağdat Caddesi’nde de açıldı. Banyo ve plaj havlularından aromatik yağlara, vücut bakım ürünlerinden nevresim takımlara, eviniz için alışverişe çıkarken uğramanız gereken noktalardan. Şimdi bir de yüzde 50’lere varan indirim var.

İstanbul, erkek dergisinde

istca ABD’nin en prestijli erkek stil dergilerinden GQ, Ağustos sayısında İstanbul’a tam iki sayfa ayırdı.

Okuyucularına Avrupa gezi dosyası sunan dergi, İstanbul’u klasik Avrupa ülkelerinden sıkılanlar için alternatif rota olarak değerlendirdi. İstanbul’u “camiler ve gökdelenlerin harmanı” olarak tanımlayan dergi, çeşitli mekan önerileri ile tam sayfa Ortaköy fotoğrafına yer verdi. GQ dergisi ABD’de üst düzey gelir grubundan erkek okuyuculara hitap etmesi ve düzenlediği konsept partileriyle tanınıyor.

Tarihi gezi yerlerini görmediyseniz çok yakınımızda

tar Pek çoğumuz fark etmesek de biz İstanbullular çok önemli bir şehirde yaşıyoruz. Gerçekten imparatorluklara başkentlik yapan İstanbul tarihi değerleri ve coğrafi güzellikleriyle son derece özel bir şehir. Sahip olduğu değerleriyle yıllardır dünyanın çeşitli bölgelerinden turistleri bir mıknatıs gibi kendine çeken İstanbul'da o kadar çok gezip görülecek yer var ki saymakla bitmez. Kapalıçarşı'dan Kızkulesi'ne, Topkapı Sarayı'ndan Yerebatan Sarnıcı'na kadar gezilecek pek çok yer var. Şimdi bir özet yaparak İstanbul'u ilk olarak ziyaret edecek bir kişinin kesinlikle görmesi gereken yerlere bir göz atalım:
- Tarihi Yarımada'da öncelik
Suriçi'nde:
İstanbul'un en önemli ve dünyanın da gündeminde bulunan bölgelerinin başında "Suriçi" olarak da bilinen "Tarihi Yarımada" geliyor. Bu bölgede özellikle Sultanahmet Meydanı'nda, Sultanahmet Camisi, Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Yerebatan Sarnıcı ve Dikilitaş yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. İznik çinileriyle bezeli olduğu için Avrupalılar tarafından "Mavi Cami (Blue Mosque)" olarak adlandırılan Sultanahmet Camisi, turistlerin ilk uğradıkları mekânlardan.
n Burası İstanbul'un en büyük camisi Süleymaniye: Kendi adıyla anılan semtte yer alan Süleymaniye Camisi, bütün bir tarihi özümseyen mimari bir şaheser olarak İstanbul'un en büyük ve görkemli camisi olma özelliğini taşıyor. Mimar Sinan tarafından 1550 yılında yapılmaya başlanan caminin inşaatı, külliyesi ile birlikte 7 yılda tamamlandı.
n Ayasofya korumamız gereken bir hazine: Yapıldığı dönemde Latince'de "Büyük Kilise" anlamına gelen Megale Ekklesia, 5. yüzyıldan itibaren de "Kutsal Bilgelik" anlamındaki Hagia Sophia adıyla anılmaya başlanan Ayasofya Müzesi, özellikle yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Günümüze ulaşan anıtsal yapısı ise imparator Justinianos tarafından, dönemin iki önemli mimarı olan Miletli Isodoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios'a inşa ettirilerek, 537 yılında ibadete açıldı Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle 1453'te camiye çevrilen Ayasofya, yapılan güçlendirme çalışmalarıyla en iyi şekilde korunarak günümüze kadar varlığını sürdürdü.
n Topkapı Sarayı mutlaka görülmeli:
Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478'de yapımına başlanılan ve yıllar içinde yapılan ek binalarla genişleyen Topkapı Sarayı, Sultan Abdülmecid'in Dolmabahçe Sarayı'nı inşa ettirmesine kadar yaklaşık 380 sene süreyle Osmanlı devletinin idare merkezi ve Osmanlı sultanlarının resmi ikametgâhı oldu. 9 Ekim 1924'de müze olarak halkın ziyaretine açılan Topkapı Sarayı, büyüleyici Marmara Denizi manzarasıyla görenleri hayran bırakıyor.
n Yerebatan Sarnıcı İstanbul'un su ihtiyacını karşılıyordu:
Tarihi Yarımada'nın ortasında bulunan Yerebatan Sarnıcı, 542 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından Büyük Saray'ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırıldı. Suyun içinden yükselen mermer sütunların arasındaki ihtişamından dolayı halk tarafından "Yerebatan Sarayı" olarak da anılır. Yerebatan Sarnıcı 9 bin 800 metrekarelik bir alanı kapsayan dev bir yapı.
n Sultanahmet Meydanı hâlâ merkez:
Tarihi Yarıamada bölgesinde Ayasofya Müzesi, Sultahmet Camisi ve Topkapı Sarayı'nın yan yana bulunduğu ünlü Sultanahmet Meydanında yemek ihtiyacınızı gidereceğiniz ve geleneksel yemekler ile balıkseverlerin de ihtiyaçlarını gidereceği çok sayıda restoran bulunuyor. Sevdiklerinize İstanbul'dan hatıra veya hediye götürmek istiyorsanız meydanda el yapımı halı, hediyelik eşya satan çok sayıda dükkân da mevcut. Meydanda ayrıca Sultanahmet Camisi'nin yanında Sultanmet Türbesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Gülhane Parkı, Mısır'dan getirtilen hiyerogliflerle bezenmiş Dikilitaş, turistlerin ilgisini çekecek yerlerden.
n Osmanlı'nın izleri Dolmabahçe Sarayı'nda hâlâ canlı:
1856 yılında tamamlanarak kullanılmaya başlanan ve Osmanlı sultanlarının İstanbul'daki üçüncü büyük sarayı olan Dolmabahçe Sarayı, dönemin kültürel yapısını, sosyal ve sanatsal etkilenmeleri, eğilimler, saray örgütündeki değişimleri önemli ölçüde yansıtan mimari bir bütün... Atatük'ün de bir dönem kaldığı Dolmabahçe Sarayı'nda, Atatürk'ün çalışma odası, banyosu, hayata gözlerini yumduğu yatak odası da bulunuyor.
n Kapalıçarşı özelliğini kaybediyor:
Temeli 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet'in kurduğu iki özel vakıf tarafından atılan tarihi Kapalıçarşı, dünyanın bilinen en eski ve en büyük çarşıları arasında yer alıyor. Beş asırdır ayakta duran ve Osmanlı döneminin en önemli alış veriş merkezi olan Kapalıçarşı, bugün de turizme hizmet ederek canlılığını koruyor.
n 'Baharat Pazarı' Mısır Çarşısı:
Yabancı turistler tarafından "Baharat Pazarı" olarak bilinen Eminönü'ndeki Mısır Çarşısı ise İstanbul'un en eski kapalı çarşılarından biri. Turhan Sultan tarafından 1660 yılında yapılan çarşıda, tabii ilaçlar, çeşitli baharatlar, çiçek tohumları, bitki kök ve kabukları gibi eski geleneğine uygun ürünlerin yanı sıra kuruyemiş, şarküteri ürünleri ve hediyelik eşyalar bulunuyor.
n Denizin ortasında eşsiz bir mekân: Kız Kulesi
Marmara Denizi'nin ortasında görülmesi gereken eşsiz bir mekân olan Kız Kulesi, kurulduğu M.Ö 341 yıllarda anıt mezar olarak kullanıldı. M.Ö 410 yılında Boğaz'ın girişini kontrol etmek amacıyla kullanılan Kız Kulesi’nin, M.S. 1100 yıllarında inşa edilen kule kısmı İstanbul'un fethine kadar Boğaz'ı savunmak için kullanıldı.Boğaz'ın Marmara Denizi'ne yakın kısmında, Salacak açıklarındaki küçük adacık üzerinde inşa edilen kule, yaz akşamlarında mutlaka görülmesi gereken tarihi bir yapı..
n Kuş bakışı İstanbul manzarası Galata Kulesi'nde:
Ceneviz kolonisi tarafından 1384'te yapılan ve kuş bakışı Eminönü, deniz, Haliç ve tarihi yarımada manzarasının görülebileceği Galata Kulesi de Osmanlı'nın ilk dönemlerinde Yeniçeriler tarafından kullanılırken, 16. yüzyılda tutsakların barındırıldığı yerdi. Bugün çevresinde birbirinden renkli kafeler, lokantalar bulunuyor.

İstanbul Boğazı rehabilite ediyor

istb İDO'nun gelenekselleşen Mehtap Geceleri etkinliği başladı. İstanbul halkına eşsiz bir Boğaz gezisi sunan etkinlikte Türk pop müziği şarkıları da çalınıyor, sanat müziği şarkılarıyla fasıllar da düzenleniyor. Sekiz senedir her sene yaz aylarında düzenlenen Mehtaplı Geceler etkinliğine İstanbullular da oldukça fazla ilgi gösteriyor. Her cumartesi Bostancı'dan başlayan gezi yine gece geç saatlerde Bostancı'da son buluyor. Gelenekselleşen geziye ev sahipliğini ünlü Barış Manço vapuru yapıyor. Üç katlı vapurun her katı etkinlik gününde dolup taşıyor. Yaz sıcağından bunalanlar için iyi bir alternatif olan geziye katılanlar hem stres atıyor hem de Boğaz'a yakından bakabilme imkânı buluyorlar. Biz de bu hafta sizler için Mehtaplı Geceler etkinliğini yakından takip ettik. İşte Mehtaplı Geceler'de edindiğimiz izlenimler.

 

TÜRK USULÜ VAPURDA PİKNİK

Bostancı İskelesi'nden demir alan Barış Manço Vapuru'yla, Bostancı, Moda, Eski Kadıköy, Eminönü, Üsküdar, Beşiktaş, Ortaköy, Çengelköy, R.Kavağı ve Anadolu Kavağı güzergâhına doğru yola çıkıyoruz. Bizim vapura biniş noktamız Ortaköy. Vapurda yoğun bir kalabalık var. Herkes Boğaz'a karşı, güzelce eğlenmek istiyor. İDO yetkilileri geziye katılacak farklı zevkteki insanları düşünerek vapuru müzik türlerine göre ikiye ayırmış. Vapurun ön kısmı Boğaz'ı Türk sanat müziği eşliğinde izlemek isteyenler için düzenlenen fasıla ayrılmış. Bu bölüm halk tarafından pek rağbet görmüyor. Vapurun en üst katının arka tarafta ise tüm Boğaz'ı inleten bir eğlence başlıyor. Türk pop müziğinden şarkıların çalındığı bölümde herkes kendini piste atıp, hem Boğaz'ı geziyor hem de gönüllerince eğleniyor. Ortaköy'den sonra Çengelköy, Rumeli Kavağı ve en son Anadolu Kavağı'na konuk oluyoruz. Anadolu Kavağı'nda bir saat yemek ve ihtiyaç molası veriliyor. İsteyen balıkçılarda karnını doyururken, dileyenler de serinlemek için dondurmacılara akın ediyor. Vapur Anadolu Kavağı'nda mola verir vermez piknik sepetleri açılıyor, güzel bir manzara eşliğinde evden getirilen yemekler afiyetle yeniliyor.

 

YORGANDA KENE VAR KOPAR KOPAR GENE VAR

Yemekler yendikten sonra sıra geliyor tüm yıl biriktirilen kurtları dökmeye. İlk başlarda da belirttiğim gibi vapurun ön tarafında fasıl devam ederken arka tarafta vur patlasın çal oynasın faslı aralıksız sürüyor. Biz tercihimizi daha renkli olurlar diyerek vapurun arka kısmından yana kullanıyoruz. Vapurda her telden çalınıyor aslına bakarsanız. Bir yandan Demet Akalın, diğer yandan Burcu Güneş, derken ani bir değişiklikle roman havasına geçiliyor. Başlıkta da belirttiğim roman şarkısı 'Yorganda kene var, kopar kopar gene var' şarkısı gezide çalınan favori parçalardan. Mehtaplı Geceler'e yabancılar da oldukça fazla ilgi gösteriyor. İlk başta böyle çılgınca eğlenilmesini garipseyen Arap turistler, gezi boyunca oynayan İstanbullulara en çabuk adapte olan grup oluyor. Tabi 'Ben canlı fasıl bekliyordum' diyenler gezinin sonuna doğru haklı şikâyetlerini dillendirmeye başlıyor. İsmini vermeyeceğimiz gemi kaptanı da halktan yana oluyor hemen: “Biz bu işi sekiz senedir yapıyoruz, her sene canlı müzik ve fasıl vardı bu sene kaldırdılar. İnsanlar haklı olarak tepkilerini gösteriyorlar. Ben de olsam söylenirdim”. Geminin kaptanı da oldukça renkli bir kişilik. Anadolu Kavağı'nda hazır mola vermişken kaptanla laflamaya başlıyoruz. Sekiz senedir Mehtaplı Geceler'in kaptanlığını yapan zatı muhterem bu işte yirmi yıllık tecrübeye sahip. Kahtan, molalarda filmlerde olduğu gibi vapurun içerisinde dolaşarak Boğaz'ı gezmeye gelen İstanbullularla tek tek ilgileniyor.

 

BOĞAZ TÜM DERTLERE DEVA

Mehtaplı Geceler'in müdavimleri de yok değil. Altıncı His Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi görenler ve çalışanlar müdavimlerin başında geliyor ve her hafta mehtaba karşı, İstanbul manzarasında rehabilite oluyorlar. Yüksek sesli müzikten rahatsız olup, sanat müziği ruhuma daha iyi gelir diyenlerse soluğu, vapurun fasıl yapılan kısmında alıyor. Merkez yetkililerinden Emine Yılmaz buraya getirdikleri farklı gelişen bireylerin Boğaz'da rehabilite olduklarına ve gezinin faydalı olduğuna dikkat çekiyor. Yılmaz “İstanbul Boğazı öylesine güzel ki çoğu hasta insana deva gibi gelebiliyor bu güzellik. Madem böyle bir imkânımız var neden hastalarımız için bunu bir avantaja dönüştürmeyelim dedik ve her hafta Mehtaplı Geceler'e katılmaya karar verdik” diye de belirtiyor. Siz de Boğaz'da böylesine güzel birkaç saat geçirmek istiyorsanız tek yapmanız gereken vapura bineceğiniz iskele ve saati öğrenmeniz. Bir de unutmadan İDO'ya 20 TL ödemelisiniz. Bizden söylemesi! Gezilere ilişkin ayrıntılı bilgiye İDO'nun 0 212 444 44 36 nolu çağrı merkezinden ve www.ido.com.tr adresli web sitesinden ulaşılabiliyor.

İstanbul'da Fatboy Slim rüzgarı

Dans müziğinin öncü isimlerinden Fatboy Slim, Kuruçeşme Arena'da binlerce müzikseveri adeta kendinden geçirdi

İSTANBUL- Dünyanın her yerinde çok büyük kalabalıkları hem çaldığı hem söylediği şarkılarla coşturan Fatboy Slim,  dün akşam Kuruçeşme Arena'da etkileyici bir performans sergiledi. Her çalışmasında hayranlarını bir kez daha şaşırtan sanatçı, İstanbul’a da sürprizlerle geldi. 

Disko kültürü geçmişte kalmış görünse de Fatboy Slim'e göre dans müziği hiçbir zaman tükenmeyecek: "Dans müziği hiç bitmeyecek, çünkü her zaman için insanlar içmek, eğlenmek, dağıtmak ve seks yapmak isteyecekler ve bunları yaparken de mutlaka fonda müziğe ihtiyaçları var. Bu da elbetteki dans müziği olacak. Bu hiç değişmeyecek. Dans müziği hep bir ateşleyici gibi görev yapar." (NTV)

FATBOY SLIM
Gerçek adıyla, Norman Quentin Cook, tüm dünyanın bildiği adıyla Fatboy Slim, producer DJ'lerin 90'lardan günümüze kadar ulaşmış en popüler ve tanınan ismi. Elektronik dans ve triphop müzik dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Fatboy Slim, müziği kadar yaratıcı ve eğlenceli klipleriyle de dikkat çekiyor ve çok konuşuluyor. Fatboy Slim 99 ve 2001 yıllarında MTV en iyi video müzik ödüllerini kazandı. Eminem başta olmak üzere bir çok ünlü şarkıcının hit olmuş şarkılarına yaptığı cover versiyonlarla büyük bir hayran kitlesi yakaladı. U2 ve Madonna, Fatboy Slim ile birlikte çalışmak için uygun anı bekliyor. Ülkemizde de geniş bir hayran kitlesi bulunan sanatçı özellikle "The Rockafeller Skank" adlı albümü ile hayran sayısını arttırdı. Fatboy Slim'in 2002 yılında İngiltere'de Brighton Plajında göstereceği canlı performans için 60 bin kişinin gelmesi beklenirken bu konsere diğer ülkelerden de katılım olunca 250 bin kişilik dev bir seyirci kitlesine konser veren DJ, o tarihten itibaren bir efsane olarak anılmaya başlandı.